Bilim Sağlık Teknoloji Spor Doğa Tarih Kültür Arkeoloji
 
 Bülten üyeliği
Ara:  
Tr-abc: ö ç ı İ ğ ş Ş ü
Gökdelen
Bölüm II: Teknolojinin gücü...Ufuktaki süper kuleler...

Gökdelenlerin yapımında kullanılan çelik ve betonun yarışı da tüm hızıyla sürüyor.Çeliğin bütünüyle betonun yerini alacağını söylemek çok da doğru olmaz. Petronas Towers, sadece en yüksek bina değil, aynı zamanda en yüksek beton yapı olma rekorunun da sahibi... Proje aşamasındaki diğer yeni binalarda, beton ve çeliğin karışımı kullanılacak.

Tokyo ve Londra için tasarlanan Millennium'un Süper Kuleleri projelerinde, "melez yapı" denilen bir teknik uygulanacak. Bu yöntemde, en çok yükün bindiği alt katlarda beton, orta katlarda çelik çerçeve üzerine beton kaplama, üst katlarda ise hafif çelik kullanılıyor. Bu yapı teknolojisiyle, hem binaların dayanıklılığı artıyor, hem çok daha kısa sürede inşa ediliyor, hem de maliyet azalıyor.

Bu tür süper kuleler, yapı mühendisliği açısından büyük beceri istiyor. Asansörlerin nerede konumlandırılacağı, mühendisleri en çok oyalayan konuların başında geliyor. Çok büyük sayılarda insan taşımak için bildik yöntemleri kullanmak, hem verimsiz hem de zeminde çok fazla yer ihtiyacı doğuruyor. Olası çözümlerden biri, yaygın kullanılan katlara, işin en yoğun olduğu anlarda hizmet veren asansörlerin bilgisayarlı sistemlerle programlanması. Yine yer kaybını önleyebilmek için yatay ve dikey hareketli kabinler tasarlanıyor. Çalışanları bir anda 30 kat yukarı taşıyan ekspres kabinler, ana noktalarda duruyor. Çalışanlar, çıkmak istedikleri kata en yakın yerde inip, normal asansörleri kullanarak bürolarına daha hızlı ulaşabiliyorlar.

Aşırı yüksek binaların tasarlanmasında, rüzgârın neden olduğu sallanma bir diğer büyük sorun... Yapılar, kapsamlı rüzgâr tüneli testinden geçirilerek, rüzgârın etkileri en aza indiriliyor. Şiddetli bir rüzgârda, binanın üst kısımları her iki yöne doğru yaklaşık 3'er metre salınıyor. Gökdelenlerde klozetlerden suyun taşmasının nedeni işte bu... Salınımı azaltmak ve yavaşlatmak için, her geçen gün yeni sistemler deneniyor. Yapı teknolojisindeki gelişmeler, bu tür sorunların üstesinden gelebilecek durumda.
İnsanların hangi yükseklikte çalışmak ya da yaşamak isteyeceklerinin bir sınırı var mı? Bu soruya kesin bir cevap vermek mümkün değil. Bugün, 1.000 m. yükseklikte yaşayan bir insanı hayal etmek zor; ancak bu, imkânsız değil.

Uzmanlar, insanoğlunun evrimini sürdürdüğü ve her türlü koşula ayak uydurabildiği görü-şündeler.

Gökdelenler, kimi zaman egonun tatmini, kimi zaman da kalabalıklaşan kentlerin konut sorununu çözmek amacıyla tasarlanıyor. Mimar-yazar John Zukowsky, "Sorun, bu devasa yapıların ticari amaçları optimum düzeyde karşılayıp karşılamayacağı. Bu yapıların alt katlarını büyük mağazalarla, üst katlarını da gözet-leme kuleleri ya da otellerle doldurmak çok da zor değil. Asıl önemlisi orta kat-lara müşteri bulabilmek" diyor.

İngiltere Mimarlar Odası başkanı Andy Miller da bu ticari kaygıya katılıyor ve bir gökdeleni yaşatmanın çok da kolay olmadığını söylüyor. "Büyük yapı inşa etme tutkusu, Babil Kulesi'nden St. Paul Katedrali'ne kadar hep var oldu. İnsanlar yüksek binalarıyla hep onur duydular. Kule yapılmadan önce, kimse, dünya-nın en büyük petrol üreticisi olan Petronas'ın adını duymamıştı. Ancak, bu yeterli değil. Bu boyutta bir bina inşa etmek çok pahalıya mal olur ve uzun yıllar alır. Bu maliyetleri karşılayacak bir pazarın varlığı gerekli.

Gökdelen pazarı, Avrupa'da ve dünyanın diğer bölgelerinde farklılık gösteriyor.
Millennium'un Süper Kuleleri projeleri karşılaştırılacak olursa, Londra'da yapılacak kule Avrupa'nın en yüksek binası olacak; ancak, sadece 386 m. Buna karşılık, Tokyo'da yapılması planlanan 800 m'lik bina, neredeyse Londra'dakinin iki katı büyüklüğünde. Ve dünyanın en büyük binası rekorunu ele geçirecek. Londra'daki kule, başta 486 m. olarak tasarlanmış. Ancak ülke halkı, bunun çok yüksek olacağı konusunda şikâyete başlamış. Tokyo'da ise halk, 800 m'lik pro-jeyi çok sıcak karşılamış.
Kuşkusuz, Çin'de, Hong Kong'da yapılması planlanan 1.128 m'lik Bionic Tower projesi, geleceğin en heyecan veren tasarımlarından biri... Belki Çin Seddi gibi uzaydan görülmeyecek. Ama, Çinli yetkililer, yapının bir mühendislik harikası ve ulusal güçlerinin simgesi olacağını belirtiyorlar. Henüz tasarım aşamasındaki binanın 300 katında 100.000 kişinin yaşaması planlanıyor. Avrupalı mimarlar, bunu "dikey şehir" olarak adlandırıyorlar. Beton, metal ve camdan yapılması düşünülen Bionic Tower'ın maliyeti yaklaşık 17 katrilyon TL. Bu kadar yüksek bir kulenin ayakta durabilmesi, depreme ya da rüzgâr etkisine karşı koyabilmesi için, temelinin ters çevrilmiş bir şemsiye modeliyle hazırlanması düşünülüyor. Cam ve alüminyum dış kabuk, havanın kule içinde dolaşmasını sağlayacak. Kule 12 bölümden, her bölüm 25 kattan oluşacak. Her bölüm birbirinden ayrıldığından, herhangi bir yangın tehlikesinde alevler bir bölümden diğerine geçemeyecek.

Gökdelen yarışındaki rekabetin Asya ile Amerika arasında yaşanacağı açık. Ancak, bu çok değişken bir sektör; dolayısıyla yarışta ipi kimin göğüsleyeceğini söylemek kolay değil.

Çevreci gökdelenler
Yeni kuşak gökdelen teknolojisi, ticari amaçlar kadar çevreci kaygılar da taşı-yor. Ve bu amaçla çevreye yararlı olacak şekilde tasarlanıyor. İngiliz tasarım danışmanlık şirketi BDSP'nin ortaklarından Sinisa Stankovic, "Genel kanının aksine, yüksek yapılı binalar çevre dostu bir tarzla inşa edilebilir" diyor.
Çünkü gökdelenler, sınırlı bir alanda çok farklı hizmetleri bünyesinde toplayabiliyor. Hatta metrekareye düşen enerji yoğunluğu açısından diğer yapılara oranla daha avantajlı. Bina içindeki alan kullanımının optimizasyonu, yeşil alanlara doğru yayılmayı engelleyen bir unsur. Gökdelenlerin toplu taşıma noktalarına yakın yerlerde yapılması, kentteki araç kirliliğini de azaltıyor.
Gökdelenlere uygun yenilenebilir enerji kaynaklarının bulunması çok kolay değil. Güneş enerjisi birtakım çözümler sunuyor. Çatıya ya da üst bölümlere koyulan fotovoltaik hücrelerle enerji elektriğe dönüştürülüyor. Ancak, bu hâlâ çok pahalı bir yöntem.

Kullanılabilecek bir diğer yöntem de, güçlü rüzgârları enerjiye dönüştürmek. Üst katlarda kullanılan türbinler yardımıyla rüzgâr, elektrik üretmekte kullanılıyor. Alternatif çözümler konusundaki en dahiyane yöntemlerden biri Citygate Ecotower'da geliştirilmiş. Binanın havalandırma sistemi tamamıyla rüzgârla çalışıyor. Binanın alt katındaki çift tabakalı yapı, temiz havayı içeriye alıyor. Termal tampon bölgesi yaratan sistemde, yükselen hava, içerideki sıcağı emerek büroları soğutuyor. Çatıdaki sıcak hava da dışarıya atılıyor.

En yüksek binanın iç yapısı...

Bu yılın sonunda, dünyanın en yüksek binasının yapımına başlanacak. Gökdelenin ilk doğduğu kent Chicago'da inşa edilecek 468 m'lik "7 South Dearborn"un 2003 yılında tamamlanması planlanıyor. Dijital TV anteninin uzunluğu da ekle-nince, toplam boyu 610 m'ye ulaşacak. Bu, Amerika Havacılık Kurumu'nun izin verdiği maksimum yükseklik. Bu yükseklikte bir gökdelende, rüzgâra karşı destekleyiciler daha da önem kazanıyor. Binanın dışarıya çıkıntılı kat bloklarını ayıran seri halindeki oyuklar, güçlü rüzgârların etkilerini azaltıyor.

Kulenin oturmaya ayrılmış katları, yapının ana gövdesinden dışarıya çıkıntılı tasarlanmış. Bunun amacı çevre kolonlarından arta kalan alandan yer kazanmak. Ayrıca, kusursuz bir manzaraya olanak tanımak...

Ana gövde asansörlere ayrılmış; böylece yaşanılan alan normalden daha sessiz olacak. Gökdelende 40 kat apartman dairelerine, 32 kat ofislere, 13 kat da dijital TV stüdyoları ve gereçlerine ayrılmış. Binada en çok yeri, mağazalar ve otopark kaplıyor.

Temele eklenen kütle, rüzgârın yol açtığı sallanmayı en aza indiriyor. Kaya yatağına atılan temelde kullanılan kalın çelik destekler ve kafes sistemi, deprem tehlikesine karşı binayı koruyor.

Giriş yap
Kullanıcı adı:
Şifre:
Üye olmak için tıklayınız ↓

BİLİM İNSANLARI
Atomik kuvvet mikroskobu Subscribers Only
HI-TECH
Esnek gelecek Subscribers Only
PRİZMA
Formula-1 tekniğine sahip keklikler
SORU-CEVAP
Çürüyen meyve neden kahverengiye dönüşür?
X DOSYALAR
Bütün dosyalar