Bilim Sağlık Teknoloji Spor Doğa Tarih Kültür Arkeoloji
 
 Bülten üyeliği
Ara:  
Tr-abc: ö ç ı İ ğ ş Ş ü
PORTRE
GEORGE SİMENON

Doğumunun 100. yılı Avrupa'da etkinliklerle anılan George Simenon, eserlerinin yanında yaşam tarzıyla da sanat dünyasına damgasını vurmuş bir karakterdi. 21 ciltlik anı kitabına imza atan yazar, 37 kez ev taşımış, Fellini ile yaptığı bir söyleşide 10 bin kadınla birlikte olduğunu söylemişti...

George Simenon, psikolojik polisiyenin babası kabul edilir. Okurlarına suçlunun takibinden çok suçun nedenlerini anlatır. Kitaplarının konusu, çoğunlukla insanı pençesine alan duygular üzerinde şekillenir: şehvet, kıskançlık, intikam, tutku ve takıntılar... Ancak, kitapları kadar hayatı da şaşırtıcıdır. Ağzından düşürmediği uzun piposu, farklı tarzı, yerinde duramayan doğasıyla, kadınların da gönlünde hep taht kurmayı başarır. Son 23 yılını inzivada geçiren Simenon, anılarını 21 ciltlik bir kitaba zor sığdırır.

1903 yılının 13 Şubat gecesi Belçika'nın Liege kentine bir yazar doğar. Edebiyat tarihine geçeceğinden habersiz olan bu çocuk, 450 eserin yazarı, 550 milyon okuyucuya ulaşmış komiser Maigret'nin yaratıcısı George Simenon'dan başkası değildir. 15 yaşına kadar parlak bir öğrenci olan genç Simenon, babasının ölümcül hastalığı nedeniyle okulu bırakır. Artık para kazanmalıdır. Bir süre kitapçıda, kısa bir süre de bir fırında çalışır. İki işten de çıkar. Sonunda Liege'in yerel bir gazetesinde muhabir olarak işe başlar. Genç muhabir dört yıl boyunca mahkeme, cenaze ve suç haberleri peşinde koşar. Polisle sıkı bir işbirliği içinde çalışır ve bu sayede kitapları için kayda değer nitelikte malzeme toplar.

Simenon'un izinde

Liege, Simenon'a dar gelir. 1922 yılının sonunda, yazarlık hayatının profesyonel anlamda başlayacağı şehir, Paris'e gider. Paris, Simenon'u sever. Hayatının bu döneminde yazar, bir eşe, işe, paraya ve üne kavuşur. Önce gazetelerde hikayeleri yayınlanır. Sonra belli başlı yayın evleri yazarın popüler kitaplarını basar. Simenon bu dönemde çeşitli takma adlarla hafif, duygusal kitaplar ve macera romanları yazar. Bu varlıklı günlerinde eşiyle birlikte pahalı Paris hayatının tadını çıkarır. Bu tarz hayat da bir yere kadar sürer. Simenon, şehirden kaçıp, çocukluk hayali olan kendi gemisi ile yolculuk planlarına başlar, gerçekleştirir de. 1928 yılında Fransa'yı 6 ay boyunca keşfeder. Hayatının her tecrübesinden kitaplarına malzeme çıkaran Simenon, kaptanlık tecrübesini de kitaplarına taşımayı başarır. İşte bu dönemde, 1929'un Eylül'ünde Hollanda'nın bir liman kentinde Komiser Maigret karakteri doğar. Bu gelişme, Simenon için bir dönüm noktasıdır. Bundan sonra yazar, takma isimleri ve popüler romanları bırakır. Ancak, 1930 yılında tamamladığı birkaç Maigret macerasını çalıştığı yayınevi Fayard basmamakta direnir ve Simenon'un eski çizgisini devam ettirmesi konusunda baskı yapar. Simenon kararından vazgeçmez. Bu inatlaşmanın sonunda Simenon kazanır ve Maigret büyük üne kavuşur. Simenon, otuzuna gelmeden başarıya ulaşmış genç bir yazardır, ancak dünyanın başka yerlerini görme arzusu onu yiyip bitirmektedir. Bu arzu onu Afrika'ya götürür. Mısır'dan başlayarak Afrika'yı doğudan batıya gezer. Gezgin gazetecilik yaptığı bu dönemde, aklına bir de dünya turuna çıkmak gelir. 1934 yılında New York'ta, Panama'da, Tahiti'de ve Avustralya'da bulunur. 1934'ten itibaren yazar artık olgunlaşma dönemindedir. Fayard ile anlaşması bitmiş, Gallimard'dan "ağır roman" tarzı ilk kitabı basılmıştır. Yazarın bu yıllarda Andre Gide ve Gaston Gallimard ile yakın arkadaşlığı, yazarlığında önemli izler bırakacaktır.

Ahhh şu kadınlar...
Simenon, kadınları açlık derecesinde sever, hayatının her döneminde yanında onun seksüel açlığını doyuracak bir kadını bulunurmuş. Daha 13 yaşında, ilk aşkını tattığı kendinden iki yaş büyük bir genç kızdır ve yazarı rahip olmaktan vazgeçirmiştir. Genç Simenon, gazetecilik yaptığı ve Liege gecelerini dörtnala yaşadığı dönemde sayısız fahişe ile birlikte olur. Hatta beş parasızken, babasının hasta olduğu ve evi geçindirme sorumluluğunu üstlendiği günlerden birinde karşılaştığı ve tutulduğu siyah bir kadınla, babasının ona hatıra olarak verdiği saat karşılığında aşk yapar. Sonra binlerce kez pişmanlık duyduğu bu anıyı anlatırken, yazar, o kadına orada hemen sahip olmanın ne kadar önüne geçilmez bir tutku olduğundan bahseder. Simenon, sanat çevresinden tanıdığı ressam Regine Renchon takma adlı Tigy ile 1923'te evlendikten sonra bile diğer kadınları bırakamamış. Simenon ve Tigy, Paris'e yerleşip heyecanlı gece hayatı yaşarken yazar, bir revüde dans eden 20 yaşında siyahi güzel Josephine Baker'a tutulur. İki yıl süren bu ilişkiyi eşi Tigy görmezden gelir. Hatta üçlü her yere birlikte giderler. Bu ilişkiden sonra bile yazarın hayatındaki tek kadın Tigy olmaz. Duygusal sorunlardan kaçmak için düzenli olarak fahişelerle birlikte olan yazar, kendini Amerika'ya vardığında yeni bir kadının, Denyse'in kollarında bulur. Sekreteri olarak işe başlayan 25 yaşında bu Kanadalı kadın, yazarın hayatında duygusal anlamda büyük değişiklere sebep olur. Daha ilk günden yazarın metresi, bir süre sonra da karısı olmayı başarır Denyse. Hamile kaldığında -Amerikan kanunlarına göre o dönemde evlenmeden çocuk doğurmak bir suç olduğu için- boşanmamak için direnen Tigy sonunda pes eder. Böylece, 1950 yılında Denyse yazarın ikinci karısı olur. Simenon'un Denyse'den biri kız üç çocuğu olur. Avrupa'ya dönüşlerinden sonra Denyse'in iyice bozulan ruh sağlığı aile dengelerini altüst eder. Denyse psikiyatri kliniklerine daha sık gider, kocasının cinsel tatmini için de eve kızlar getirir. Simenon, karısının hastalığından çocuklarını korumaya çalışsa da, kızının problemli bir çocuk olmasını ne yazık ki engelleyemez. O da annesi gibi sürekli tedavi görür ve genç yaşta intihar eder. Denyse klinikleri bırakıp, Fransa'da küçük bir köye yerleştikten sonra, yazarın hayatına başka bir kadın girer. Banyoda düşerek kaburgalarını kıran Simenon'a bakmaya gelen hemşire Teresa, yazarın gönlünü çalar. Hayatının geri kalanını sadece Teresa ile geçiren Simenon, onu ideal bir kadın olarak görmüş ve vasiyetinde öldüğünde yanında sadece Teresa'nın bulunmasını istemiştir.

Zorlu yıllar

Savaş, hayatı yavaşlatır. Kâğıt kolay bulunmaz ve yazarın kitap satışları oldukça düşer. Simenon'un, Alman işgali sırasında Alman bir prodüktöre Maigret serisinin haklarını satması tepki çeker. Savaşın sonu yaklaşır. Ülkedeki politik istikrarsızlık, yayınevi ile anlaşmazlıkları ve bazı çevrelerce Alman sempatizanı olarak görülmesi, Simenon'u Fransa'yı terk etme kararına iter. Ekim 1945'te karısı Tigy ve 6 yaşındaki oğlu Marc ile kendini New York limanında bulur. Yeni bir hayat onu beklemektedir. Ve yeni bir kadın. "Manhattan'da Üç Oda" adlı romanında anlattığı genç kadın, sekreteri Denyse Ouimet'dir. Karşılaşmalarının ilk gününde metresi olan Denyse, yazarın hayatında gittikçe daha çok yer alır. Ona ikinci bir oğul veren Denyse, püriten Amerikan yasaları nedeniyle doğumdan hemen sonra apar topar yazarla evlenir.

Simenon Amerika'da durmadan gezer, taşınır ve yer değiştirir. Bu macera on yıl sürer. Kızı Marie-Jo doğduğunda aile hayatı iyi gitmemekte, yazar Avrupa'nın özlemini çekmektedir. 1955'in baharında Fransa'ya döner. Onun için Paris macerası çoktan bittiğinden Orta Fransa'ya yerleşir. Karısının psikolojik sorunları ve yazarın alkole düşkünlüğü, aile hayatını çıkmaza sokar. Yazar bu dönemde psikolojik sert romanlar üretir. İki yıl sonra Simenon yine kaçmak ister. Bu sefer Fransa'yı terk ederek, İsviçre'de Lozan yakınlarında 16. yüzyıldan kalma bir şatoya yerleşir. 1959 yılında üçüncü oğlu Pierre dünyaya gelir. Denyse artık çok hastadır. Yazar ciddi bir depresyona girerek, otobiyografik nitelikte "Quand j'etais vieux" (Ben Yaşlıyken) başlıklı, bu tarihten ancak on yıl sonra basılan günlüğünü yazar.

Kitapları en çok bu yıllarda sinemaya uyarlanır. Yazar ise, tıbbi ve psikolojik konulu kitaplar yazmakla meşguldür. Simenon, sanki her şeyi yenileyeceğini düşünerek bir kez daha taşınır. Bu sefer, kendine Lozan yakınlarında büyük bir ev yaptırır. Yeni ev, hayatını düzeltmez. Karısı psikiyatri kliniklerinden çıkamaz. Yazar ise, çocukları biraz olsun bu ağır ortamdan uzaklaştırmaya çalışır. Bu dönemde hemşiresi Teresa yazarın hayatına girer. Çevresine "hep hayal ettiğim kadın" olarak tanıttığı Teresa ile büyük evden çıkıp, Lozan'da bir apartman dairesine yerleşir.

Yazarın sağlık sorunlarına rağmen sakin bir emeklilik dönemi başlar. 1972'de romanı bırakır. Otobiyografik çalışmalar yapar. "Anneme Mektuplar" ya da "Dikteler" bu dönemde ortaya çıkar. 1978 yılında acı bir haber yazarı altüst eder. Kızı Marie-Jo, göğsüne bir kurşun sıkarak canına kıymıştır. Denyse, bu intihardan yazarı sorumlu tutar ve Simenon';u şiddet eğilimli, otoriter ve sorumsuz bir baba olarak tanımladığı iki kitap yazar. Bir süre sessizliğe gömülen yazar, enerjisini "Memoires Intimes" (Samimi Hatıralar) adlı eserini yazmak için son kez toplar. 1981'de basılan bu kitap yazarın son eseridir. Simenon bu kitapla kızına duyduğu sevgiyi, karısıyla hesaplaşmalarını okuyucularına aktarır. Bu eser, yazar için edebiyat dünyasına elveda niteliği taşır. Georges Simenon 1989'da 3 Eylül gecesi Lozan'da hayata veda eder. Vasiyetine bağlı kalınarak, oğulları ölümünü basından öğrenecektir.

Giriş yap
Kullanıcı adı:
Şifre:
Üye olmak için tıklayınız ↓

BİLİM İNSANLARI
Atomik kuvvet mikroskobu Subscribers Only
HI-TECH
Esnek gelecek Subscribers Only
PRİZMA
Formula-1 tekniğine sahip keklikler
SORU-CEVAP
Çürüyen meyve neden kahverengiye dönüşür?
X DOSYALAR
Bütün dosyalar