Bilim Sağlık Teknoloji Spor Doğa Tarih Kültür Arkeoloji
 
 Bülten üyeliği
Ara:  
Tr-abc: ö ç ı İ ğ ş Ş ü
Portre
Son Viking: Thor Heyerdahl

Thor Heyerdahl, geçtiğimiz nisan ayı içinde sessiz sedasız aramızdan ayrıldı.

Birkaç yıl önce yaptığı bir röportajda şöyle demişti: "Hayatım boyunca kesin olarak bilinen şeylere, dogmatik teorilere ve bilim adına söylenmiş sıradanlıklara karşı savaştım. Bugün, bir tek şeye inanıyorum. Özgür düşünceye açık bir beyin, bakmak ve görmek arasındaki ayrımı fark etmeyi başarırsa, gezegenimizin sırlarını rahatlıkla keşfedebilir. Önemli olan, insanlık tarihinin 2-3 milyon yıllık serüvenini anlamak. Buna biraz katkım olduysa çok mutluyum."

Thor Heyerdahl, insana derinden bakan mavi gözleri ve ataları Vikingleri anımsatan cüssesiyle, her şeyden önce sıradışı bir kişilikti. O tam anlamıyla bir arkeologdu. Sıkı bir antropoloji eğitimi almıştı. Ve asıl önemlisi, bir bilim adamıydı. Ama, bütün dünya onu 1947 yılında gerçekleştirdiği başarısıyla tanıdı. Kon-Tiki adındaki küçük salıyla, tamamen ilkel koşullarda (sadece yelken ve dümen kullanarak) 101 günde Pasifik Okyanusu'nu geçmeyi başarmıştı. Bu olay, onu ülkesinde ulusal kahraman yapmıştı.

Okyanus düşüncesi, Thor Heyerdahl'de daha çok küçükken, Norveç fiyortlarındaki küçük Larvik kentinde yaşarken başlıyor. Bu kent, deniz ile iç içe ve kâşif efsaneleriyle nefes alıp veriyor. Thor'un babası da coşkulu bir deniz tutkunu.

Evdeki kütüphane denizci öyküleri, efsaneler ve deniz atlaslarıyla dolu. Thor Heyerdahl daha ortaokul çağındayken, babasının kütüphanesini okuyup bitiriyor. Tarih ve etnografya eserlerine özel bir ilgi duyuyor. 1936 yılında üniversiteden güney denizleri antropologu olarak mezun oluyor. İlk resmi görevine 22 yaşında, Markiz Adaları'nda başlıyor. Dünyanın bir ucunda yer alan bu adalardaki görevi sayesinde, aynı tarihlerde Avrupa'yı kasıp kavuran Nazizm tehlikesinden uzak yaşıyor. O günlerde eşi Liv ile birbirlerine sordukları tek soru şuydu: Nasıl oluyor da, Latin Amerika kökenli olan tatlı patates ve ananas gibi bitkiler Polinezya'da yetişebiliyordu? Bu bitkileri Polinezya Adaları'na kim, ne zaman ve nasıl getirmişti?

Fatu Hiva Adası'nda, Robinson Crusoe gibi geçirdiği bir yılın sonunda Heyerdahl kararını veriyor: Ona göre, Polinezya halklarıyla Latin Amerika halkları arasında tarihöncesine dayalı bir ilişki vardı ve her iki tarafta birbirini o zamandan beri tanıyordu. Vardığı sonuç ise şuydu: Güney Amerika yerlilerinden bir grup, bundan çok önceleri Pasifik Okyanusu'nu aşarak Polinezya adalarına geldiler ve beraberlerinde kültürel alışkanlıklarını, tanrılarını, bitkilerini de getirdiler. Ne var ki, bu tezi büyük eleştirilerle karşılaştı. Birçok bilim adamına göre, Peru yerlilerinin tahtadan yapılmış salları böyle uzun bir yolculuğa dayanamazdı. Heyerdahl için tek bir çıkış yolu kalmıştı: Bunun aksini ispatlamak. Böylece Kon-Tiki serüveninin ilk adımı atılıyordu.

Peru'nun kayıplara karışan beyaz adamları.

Virakoça, İnka (Keçua) kökenli bir ad. Güneş tanrısı Virakoça'nın özgün adı, Peru'da ,daha çok eski zamanlarda kullanılan "Kon-Tiki" ya da "Illa Tiki"ydi. Bu, "güneşin oğlu" ya da "ateşin oğlu" anlamına geliyordu.
Kon-Tiki, Titicaca Gölü kıyılarında devasa kalıntılar bırakan İnkaların efsanevi beyaz adamlarının yüce rahibi ve güneş kralıydı. Efsaneye göre, bu gizem sahibi sakallı beyaz adamlar, Coquimbo Vadisi'nden gelen Cari adlı bir liderin saldırısına uğramışlardı. Titacaca Gölü'ndeki bir adada gerçekleşen savaş, katliama dönüştü, ama Kon-Tiki ve yakın arkadaşları Pasifik kıyılarına kaçmayı başardılar. Batıya doğru denizaşırı yolculuğa çıkan Kon-Tiki ve yandaşlarından bir daha haber alınamadı.

60'yı yılların ortalarına kadar, Mısır Papirüs Enstitüsü'nün araştırmaları, bu ünlü bitkinin liflerinden üretilmiş teknelerin uzun yolculuklara dayanamayacağını ve bu nedenle, papirüs teknelerin sadece nehir üzerindeki ulaşımda kullanıldıklarını ileri sürüyordu. Thor Heyerdahl böyle düşünmüyordu. Çünkü, Polinezya adalarına ve Güney Asya kıyılarına yaptığı çok sayıda gezide, bu bölgelerde Nil'in sakin sularında seyrettikleri ileri sürülen papirüs teknelerde kullanılan dümenlere benzer dümen örnekleri görmüştü.

Sonunda, eski Mısır'da kullanılan papirüs teknelerin bir benzerini inşa etmeye karar verdi. Bunun için, Etiyopya'daki Tana Gölü civarında oturan ve teknelerini hâlâ eski tekniklerle inşa eden yerlileri görevlendirdi. Eski Mısır güneş tanrısı Ra'nın adını verdiği tekne, Etiyopya'dan parça parça Mısır'a taşındı; piramitlerin yakınında oluşturulan depoda bir araya getirildi ve buradan Fas'taki eski Fenike limanı Safi'ye taşındı. Heyerdahl'in hedefi şuydu:

Fas'ın Safi kentinden yola çıkarak Atlas Okyanusu'nu aşmak ve Güney Amerika'daki Barbados kıyılarına ulaşmak. Ancak, 55 günlük bir yolculuktan sonra Antiller'de bir fırtınaya yakalandılar ve yolculuğu yarıda kesmek zorunda kaldılar. Ne var ki, Heyerdahl'ın pes etmeye niyeti yoktu. Bir yıl sonra, 1970 yılında, Ra II adını verdiği yeni bir papirüs tekneyle aynı güzergâha açıldı ve 57 günlük sakin bir deniz yolculuğundan sonra Barbados kıyılarına ulaştı.
Böylece, eski Mısır'ın papirüs tekneleriyle Amerika kıtasına ulaşılabileceğini kanıtlamış oluyordu.

Sıra bir başka yanlış inancı tarihin derinliklerine gömmeye gelmişti. Heyerdahl, sadece Vikinglerin ve eski Mısırlıların değil, Mezopotamya'da yaşayan Sümerlerin de mükemmel denizciler olduklarını kanıtlamak amacındaydı. Sümer teknolojisiyle inşa ettirdiği ve Tigris (Dicle) adını verdiği tekneyle Şattülarap'tan yola çıktı. Önce Pakistan'daki Karaçi kentine ulaştı, oradan da Somali'deki Cibuti'ye vardı. Hiç kimsenin şans tanımadığı Sümer gemisi Tigris ile açık denizde 144 gün boyunca 4.200 kilometre yol yapmıştı.

Yolculuğu Cibuti'de bitirmesinin bir başka amacı vardı: O tarihlerde Yemen, Somali ve Etiyopya arasında kanlı bir savaş sürüyordu. Teknesine BM bayrağı çeken Thor Heyerdahl, Tigris'in bir barış teknesi olduğunu söylüyordu. Ancak, yerel otoriteler tekneyi hiç de dostça karşılamadılar.

Teknenin limana yanaşmasına ve mürettebatının karaya çıkmasına izin vermediler. Heyerdahl bu tavrı protesto için, kendilerine refakat eden bir başka tekneye geçti ve daha sonra Tigris'i benzin dökerek yaktı. Bugün Oslo'daki Kon-Tiki Müzesi'nde Tigris adlı Sümer teknesinin orijinalinin yerine küçük bir maketi sergileniyor.

Ancak Thor, asıl tutkusu olan Pasifik ve Hint okyanuslarını unutmamıştı. 1981 yılında yeniden bu sulara döndü ve çalışmalarının ağırlığını Maldivler'e verdi. Adanın bir kıyısında, kumun altında, taştan yapılmış dev bir insan kafası heykeli buldu. Heykelin dev kulakları vardı.

Yapıt büyük olasılıkla, İslam'ın Maldivler'e gelişinden daha önceki bir tarihe aitti. Ancak, kimler tarafından yapıldığı ve Hint Okyanusu'ndaki bu kıyıya nasıl ve neden bırakıldığı bugüne kadar aydınlatılamadı.
Thor Heyerdahl imzasını sadece denizlere atmadı. 1991 yılında Peru'nun Tucuma Çölü'nde ortaya çıkardıkları, insanlık tarihi için çok büyük anlam taşıyor. Tam 2 ay süren yoğun bir çalışmanın ardından, dünyanın en büyük arkeolojik kalıntısı gün ışığına kavuştu. 600 hektarlık bir arkeolojik alanda 26 piramit bulunuyor.

Bunlardan en büyüğü olan Huaca Larga'nın uzunluğu 200, genişliği 100 ve yüksekliği 70 metre. Ancak, burada bulunan en dikkat çekici eser, üzerinde kuş kanatları olan insan figürlerinin yer aldığı bir alçak-kabartma. Heyerdahl'e göre, kabartma diğer motiflerle birlikte tam anlamıyla bir Mısır, Hint, Aztek (Yucatan) ve Okyanusya kültürlerinin sentezi.

Bu küçük kabartma, sanki onun teorisini en tartışmasız biçimde kanıtlıyor: "Okyanuslar halkları ve kültürleri birbirinden ayırmak için değil, onları bütünleştirmek için var."

Giriş yap
Kullanıcı adı:
Şifre:
Üye olmak için tıklayınız ↓

BİLİM İNSANLARI
Atomik kuvvet mikroskobu Subscribers Only
HI-TECH
Esnek gelecek Subscribers Only
PRİZMA
Formula-1 tekniğine sahip keklikler
SORU-CEVAP
Çürüyen meyve neden kahverengiye dönüşür?
X DOSYALAR
Bütün dosyalar