Bilim Sağlık Teknoloji Spor Doğa Tarih Kültür Arkeoloji
 
 Bülten üyeliği
Ara:  
Tr-abc: ö ç ı İ ğ ş Ş ü
Mikrodünya'da bir Türk kadını
Prof. Dr. Nurdan İnan

Mikropaleontoloji, canlıların evrimi ve jeolojik yaşam açısından çok önemli. Bu bilim dalında çalışan nadir uzmanlardan biri de Prof. Dr. Nurdan İnan.

Konuya en başından, yani bu bilim dalının ne olduğundan başlamak gerekiyor. Mikrodünya denince akla ilk gelenler, virüsler, mikroplar ve bakteriler gibi çoğunluğu birhücreli canlılar oluyor. Oysa bir de, bitkisel ve hayvansal kökenli mikroorganizmalar var. Yani çokhücreli mikroskobik canlılar...

Bitkisel kökenli mikroorganizmalar, yeryüzü tarihinde, evrimsel açıdan ortaya ilk çıkan canlıları simgeliyor. Bunlardan, yaklaşık 2 milyar yıl önce ortaya çıkan algler ve akritarklar da dünyadaki yaşamın öncüleri kabul ediliyor. Bitkisel mikroorganizmalara verilecek öteki örnekler arasında spor, polen, diyatom ve nanoplanktonlar bulunuyor.

Hayvansal kökenli mikroorganizmalar ise, Birinci Zaman'ın (Paleozoyik) başında (570 milyon yıl önce) ortaya çıkmış. Hayvansal kökenli mikroorganizmalar da ostrakodlar, radyolerler, konodontlar ve foraminiferler gibi gruplara ayrılıyor. Bunların arasında, en yaygın grup olarak foraminiferler biliniyor ve fosilleşmiş biçimlerinin yanı sıra, çoğu günümüzde de yaşamlarını sürdürüyorlar. Bu küçük canlıları inceleyen bilim dalına da "mikropaleontoloji" deniliyor, yani başka deyişle, eskiden yaşamış minik canlıların fosil bilimi. İşte bu küçük canlılar, yaklaşık bütün jeolojik zaman ve katmanlarda bulunuyor.

Mersin Üniversitesi'nden Prof. Dr. Nurdan İnan'ın uzmanlık alanı da işte bu hayvansal kökenli mikroorganizmalardan foraminiferler. Bunlar arasında özel olarak da, "bentik foraminiferler" denilen, sığ deniz ortamında yaşamış olanlar... Kesinlikle sıradışı ve içine girince çok ilginç bir alan.

Nurdan İnan, evli ve iki çocuk annesi. Babası ormancı olduğu için orman mühendisi olmak istemiş. Ama o dönemde orman fakültelerine kız öğrenci alınmadığından, jeolojiyi seçmiş. A.Ü. Jeoloji Mühendisliği bölümünü bitirince, bir süre MTA'da çalışmış. Ardından, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi'nde akademik yaşama adımını atmış.

Paleontoloji (fosil bilimi), jeolojinin bir alt dalı olduğu için, burada paleontolog gibi çalışmaya başlamış. Prof. İnan'ın ilk temel çalışması olan doktorası, Sivas yakınındaki Tecer Dağları ile onu izleyen Gürlevik Dağları olmuş. Araştırmacı, bu dağlık bölgede 3 yeni "cins" ile 3 yeni "tür" bulmuş: "Bulduklarım bentik foraminiferlerdi. Ben de Kretase-Tersiyer ( Tebeşir Dönemi-Üçüncü Zaman; 65 milyon yıl öncesi) geçişindeki bentik foraminiferleri çalışıyordum. Bu çağ, ayrıca dinozorların da yok olduğu özel bir dönem."

Nurdan İnan, bir UNESCO bursuyla İspanya'ya gidiyor ve burasını, sonraki akademik yaşamında önemli bir dönemeç olarak görüyor. "Çünkü bu çalışmalarla İspanya'da elde ettiğimiz, yalnızca orada bilinenlerin doğrulanmasıydı. Bentik foraminiferlerin İspanya'daki durumuyla bizimkini karşılaştırıp birkaç makale yazdım. Sonuçta eski dönemlerde, İspanya ile Anadolu'nun genel olarak benzer coğrafyayı ve yaşam biçimlerini paylaştıkları ortaya çıktı. 1991'de doçentlik unvanını aldım. Ardından bir dekan yardımcılığı gibi bir görev verildi; ama, ben yöneticiliğin bana göre olmadığını anladım ve bıraktım."

Prof. İnan, daha sonra 21 Şubat 1994'te, 47. Türkiye Jeoloji Kurultayı kapsamında ve Genel Jeoloji Anabilim Dalı'nda "Altın Çekiç" ödülünü almış. 1996 eylülünde de, Slovenya Bilimler Akademisi'nin desteğiyle Slovenya'ya gitmiş. "Araştırmalar İtalya' ya kadar uzandı. Slovenya Bilim Akademisi'nin destek vermesinin nedeni, Slovenya'da bentik foraminiferlerin çok az sayıda bulunması ve bunlardan birinin de, benim Anadolu'da bulup isimlendirdiğim, "Cuneolina ketini" oluşuydu. Bu foraminiferi, 1987'de Tecer Dağları'ndaki doktora çalışmam sırasında buldum ve Prof. Dr. İhsan Ketin hocamın adına adadım. Slovenya ve daha birçok ülkede zoon fosil olarak kullanıldı. Zoon fosil, yaş tayininde ölçü olarak kabul edilen ölçüt fosil anlamına geliyor.

Türkiye'de bunu Slovenyalılar'dan önce bulmuş olmam, doğrusu bana çok keyif verdi. Fosil bulgular arasında, özellikle "Cuilerina ketini" uluslararası arenada en fazla ses getireni oldu. Özellikle, İtalya ve Yunanistan'da tespit edildi. Çokça referans gösterildi ve çok ünlü oldu. Bu fosile, daha çok Alp-Himalaya sisteminin batı kesiminde rastladık. Doğuda da vardır; ama, şimdilik konuya yoğunlaşmış bir araştırma yok."

Sonunda Nurdan İnan, Şubat 1997'de profesörlük unvanı almış ve cins olarak 3, tür olarak da 8 olmak üzere, toplam 11 yeni fosil foraminifer ortaya çıkarmış. Bu yeni fosil bulgular, özellikle bölge komşusu olduğumuz Kuzey Akdeniz ülkelerinde, İtalya, İspanya ve Fransa'daki bilimsel çalışmalarda temel alınmış. Prof. Dr. Nurdan İnan'ın 25 ulusal, 16 uluslararası olmak üzere, toplam 41 makalesi yayınlanmış. 18 bildiri, 6 postere sahip araştırmacı, 16 kadar konferansa katılmış. C. ketini'den sonra, "Cuvilerina (Cuilerina ketini ile aynı sülaleden ise, düzeltin.) sireliu" de, özellikle İsviçre'de yapılan fosil çalışmalarında referans gösterilmiş. İspanya'nın kuzeyinde yapılan bir araştırmaya görevli olarak katılmış. "C. ketini kadar yaygın değil; ama, gelecekte yeni örneklerinin başka yerlerde de bulunacağından eminim" diyor.

Prof. İnan, sevdiği kişilerin, kentlerin isimlerini yeni bulduğu foraminiferlere vererek onları ölümsüzleştirmekten hoşlanıyor. Örneğin, Sivas'taki Tecer Dağları'nda cins ve tür olarak bulduğu "Selimina spinalis", adını eşi Selim İnan’dan almış. Ordu Gölköy'de bulduğu türe "Sirelina orduensis", Sivas'ta bulduğu türe de "Sivasella goekceni" adını vermiş. Prof. Engin Meriç'in adını da "Postomphalocyclus merici" olarak ölümsüzleştirmiş. "Laffitteina oeztuerki"de isim anneliğini yaptığı foraminiferlerden biri.

Ayrıca bir öğrencisinin Bolu yakınlarında bulduğu foraminifere de Nurdan İnan’ın adı verilmiş: "Nurdanella boluensis".
Nurdan İnan konuşmasının arasında, verilerin anlaşılması için, mikrodünyanın bu ilginç canlıları hakkında da bilgi vermek gereğini hissediyor: "Foraminiferlerde iki çeşit çoğalma var ve mevsimlik bir döngü izliyor. Sıcak mevsimlerde cinsel, soğuk mevsimde de cinsel olmayan çoğalma yaşanıyor. Bu farklı çoğalmanın kendi içinde de bir döngüsü var; buna demorfizim deniyor ve aynı birey, farklı görünümlerle karşımıza çıkıyor. Foraminiferlerde bu sıklıkla görülüyor. Özellikle Kretase-Tersiyer geçişinde çoktur ve aynı adı taşıyan bireyler farklı görüntü sunarlar. Foraminiferlerdeki bu yapının nedeni tam çözülmemiş. Nedeni bilinmiyor."

Evrim olgusu açısından bakılığında ise, özellikle bentiklerde evrimin rahatlıkla izlenebileceğini söylüyor Nurdan İnan: "Foraminiferlerde, kavkının "lateral loca" denilen bir özelliği, evrim açısından gelişmişlik olarak kabul ediliyor. Aynı soydan gelen bentik bir foraminiferdeki lateral locanın diğerine oranla gösterdiği aşamalı gelişme, evrimin izlenebilir bir göstergesi sayılıyor."

Prof. İnan'ın tanımladığı ve Sivas kentine adadığı bir "Sivasella goekceni" var. Sivasella, iki ana form arasında bir ara form;

"Sivasella'nın bir yarısı orbitoides diğer yarısı da helenosiklina. Dolayısıyla, ata orbitoides'te her iki yanda lateral localar var: Aradaki Sivasella'nın bir tarafında lateral localar, diğer tarafında kalker dolgular var. Helenosiklina'da ise hiç lateral loca yok, tamamıyla kalker bir dolguya sahip. Buradaki lateral loca gelişimine bakarak, atatorun arasındaki evrimsel gelişmeyi açıkça görebiliyoruz."

Prof. İnan’ın, mikropaleontoloji ile evrimi birbirine bağlayan bir başka örneklemeli ça-lışması daha var:

"Evrim teorisi iyi incelendiğinde şöyle bir şey çıkıyor. Yok olan formlar incelendiğinde, sadece baskın olan formların yok olduğu görülüyor, yani diğerlerini rahatsız eden, o yelpazede çeşitliliği kendi yararına bozanlar yok oluyor."

Şimdi foraminiferlerin jeolojik tarihin başından başlayarak, deniz, göl, kara; sığ ve derin ortamlarda, 600 milyon yıldan beri var olmaları, bilim için çok önemli. Foraminiferlerin evrim süreci boyunca, kimi türlerinin yok olmalarına karşın, kimileri de yaşamlarını bu güne kadar sürdürebilmişler. Ayrıca çok da büyük çeşitlemeler yaşamışlar. Prof. İnan, bundan sonrasını şöyle açıklıyor:

"Büyük yok oluşta, foraminiferlerin de yüzde 83'i ortadan kalktı. Benim üstünde çalıştıklarım, genellikle yok olan formlardı. Bunlardan günümüze kadar yaşamayı başaranlar az. Kretase-Tersiyer'deki toplu yok oluşun ise doyurucu bir yanıtı yok. Göktaşı düştü deniliyor. Slovenya'daki çalışmada bu göktaşlarının sayısı artırıldı; Avusturya’da Köffelt'e, Hırvatistan'da Porski Protorsk'a, Brezilya’da ise Jungal Hart'a düştükleri söylendi. Ama bu düşüşler de, tek başına bir yanıt oluşturmuyor. Çünkü göktaşından sonra dinozor-lar yok oldu. Foraminiferlerin ise yüzde 83'ü yok oldu. Ama, yoluna devam edenler için nasıl bir açıklama yapacağız. Onlar için göktaşları düşmedi mi? Oysa hepsi aynı ortamda yaşıyorlardı."


Bu sorulara yanıt bulabilmek için, Prof. Nurdan İnan, Prof. Dr. Engin Meriç ile Japonya'dan Prof. Dr. Kuniteru Matsumaru'dan oluşan bir ekip, ilginç bir araştırma yapıyor. Koyulhisar'da ilk kez, 65 milyon yıl öncesine rastlayan Kretase-Tersiyer geçiş hattın-da, yok olmanın bir adım gerisinde olan örnekler (Simplorbites papyraceus) bulunu-yor. Bu örneklerde, çok sayıda anormal yapılı bireyler gözlemleniyor. "Bizim buldu-ğumuz örnekler, bu dönemin bir adım öncesine denk geliyordu. Bir adım sonra büyük yok oluş yaşanacaktı. İşte bu dönemdeki anormal bireylerin sayısı çok fazla olduğu için dikkat çekiciydi. Burada anormalden kastım, ikiz, yani birbirine yapışık siyam ikizi gibi kafadan ya da göbekten bitişik gibi bireylerin ortaya çıkmasıydı. Bu durum, bizim foraminiferlerde de vardı.

Öyle ki, tek bireyde; üçü, dördü birbirine yapışık örneklerle karşılaştık. Bunların nedeni henüz kesinleşmedi. Yüzde 50'den fazla birey, anormal, birbiriyle kafadan bitişik ve bu noktada bükülmüş gibiydiler. Ancak, 'yok olmanın öncesinde anormal bireyler vardır' diye bir kural da yok.

Ama, aynı hastalıklı formlar, yok oluşun bir adım gerisinde, Tecer'de de vardı. Önce ekolojiyle açıklamaya çalıştık, ama aynı ekolojiden etkilenmeyen diğer canlıları açıklamak, önemli bir sorun yarattı. Bu türe ilişkin anormal örnekleri, yeryüzünde ilk kez burada bulduk. Bunların sayısı yüzde 50. Sayının yüzde 50 oluşu, hatta onu aşması, acaba tam yok oluş öncesindeki öncüller mi sorusunu aklımıza getirdi. Hiçbir iddiada bulunmadan, sadece soru soran bir makale yazdık. Amacımız, bundan sonra çalışacak bilim adamlarının dikkatini bu konuya çekmekti."
İşte, Prof. Dr. Nurdan İnan ile sadece kapısını aralamaya çalıştığımız mikropaleontoloji dünyası, böyle geniş ve ilginç sorular, bilgiler ve konular içeriyor.

Uygarlık tarihinin birikim süreci açısından bakıldığında, birçok bilim dalı gibi, henüz yeni yürümeye başlamış olduğu kabul edilen mikropaleontolojinin, başta evrim olmak üzere, dünyayı ve evreni anlamada yardımcı olacağı kuşkusuz. Prof. İnan'ın katkıları da, benzeri diğer bilim insanları gibi, işte bu alanda anlam kazanıyor. Araştırmacının, yine Tecer Dağları'nda geçen yıl bulduğu bentik foraminifere verdiği ad "Laffitteina turcica". Henüz araştırmakta olduğu, ama bilim dünyasına tanıtılmayan bir diğeri ise, "anatolica". Nurdan İnan, verdiği isimlerle, milyonlarca yıl öncesine ait bu ilginç ve minik dünyayı günümüz Türkiye'sine bağlamaya çalışıyor.

İrfan UNUTMAZ

Giriş yap
Kullanıcı adı:
Şifre:
Üye olmak için tıklayınız ↓

BİLİM İNSANLARI
Atomik kuvvet mikroskobu Subscribers Only
HI-TECH
Esnek gelecek Subscribers Only
PRİZMA
Formula-1 tekniğine sahip keklikler
SORU-CEVAP
Çürüyen meyve neden kahverengiye dönüşür?
X DOSYALAR
Bütün dosyalar