Bilim Sağlık Teknoloji Spor Doğa Tarih Kültür Arkeoloji
 
 Bülten üyeliği
Ara:  
Tr-abc: ö ç ı İ ğ ş Ş ü
Uzay
Tehlike kapımızda...

Asteroit ve kuyrukluyıldızlar, zaman zaman gelip dünyamızı yokladılar. Milyonlarca yıl boyunca yeryüzünü yeniden şekillendirirken, çok sayıda canlı türünün de ortadan kalkmasına neden oldular. Ancak, ürkütücü öykü henüz bitmedi. Yeniden ve her an kapımızı çalabilirler. Üstelik, bu kez daha tehlikeli maddelerle yüklü olarak... Ne var ki, insanlık da kendi savunma mekanizmasını harekete geçiriyor ve bu gökcisimlerinin tepesine düşmesini önlemek için çeşit çeşit proje geliştiriyor.

Asteroidin hızı ne kadar fazla olursa, çarpışma anındaki kinetik enerjisi o kadar fazla olur
23 Nisan 2001 tarihinde, Meksika'nın yüzlerce kilometre açığında, çapı 5 metre olan bir asteroit Pasifik Okyanusu'na düştü. Atmosferin yüksek tabakalarında meydana gelen patlama, Hiroşima'ya atılan atom bombasının yarısına eşit bir enerjiyi serbest bıraktı. Asteroidin çapının 5 yerine 50 metre olması halinde patlamanın gücü bin kat fazla; 500 metre olması halinde ise milyon kat fazla bir şiddet üretirdi. Bu da, Amerika'nın doğu, Asya'nın batı kıyılarında binlerce insanın hayatını kaybetmesi demekti. Peki ya bu asteroidin çapı 5 kilometre olsaydı? İşte, bunun sonuçlarını düşünmek bile istemiyoruz. Bir milyar kat daha büyük gerçekleşecek bir patlamanın sonunda, yeryüzündeki bütün hayat bir anda sona ererdi.
Asteroit korkusu, günümüzde her ne kadar bilimsel içerikleri tartışmalı "Deep Impact" ve "Armageddon" gibi bilimkurgu filmlerini besliyorsa da, bilim adamları dünyamızı ciddi bir biçimde tehdit edecek bir çarpışma riskinin araştırılması gerekti-ğini belirtiyorlar. Hem de hemen!..
Büyük bir çarpışma riski, bilim adamlarının bilincinde 80'li yıllarda oluştu. Çünkü, o tarihlerde bazı araştırmacılar, gezegenimizde bundan milyonlarca yıl önce gerçekleşmiş bazı çarpışmalara ilişkin somut kanıtlar ortaya koydular. Amerikalı fizikçi Luis Alverez ve oğlu Walter Alverez, 65 milyon yıl önce, bir asteroidin dünyaya çarptığı ve dinozorlarla birlikte birçok kara ve deniz canlısının da yok olmasına yol açtığı te-zini o günlerde geliştirdiler. 90'lı yıllarda, astrofizikçiler Güneş Sistemi'ndeki dengenin sadece görüntüde olduğunu kanıtladılar. Fransız astronom Jacques Laskar, uzayda cisimlerin hareketinin kaos kurallarını izlediği gösterdi. Kısacası, uzun dönemde bizim de içinde bulunduğumuz Güneş Sistemi'ni oluşturan cisimlerin izleyecekleri güzergâhı öngörmek olanaksızdı. 1994 yılında, bütün dünya Jüpiter gezegeniyle çarpışan Shoemaker-Levy Kuyrukluyıldızı'nı bir film gibi izledi. Çarpışmanın şiddeti o kadar fazlaydı ki, gezegenin yüzeyinden uzaya, dünya kadar büyük ateş topları yayıldı. Ve son olarak bu yıl, Amerikalı jeokimyacılar, 250 milyon yıl önce gezegenimize düşen bir kuyrukluyıldızın ciddi bir felakete yol açtığını ve canlı türlerinin yüzde 90'ını yok ettiğini somut olarak kanıtladılar. Şu halde, gezegenimizin tarihinde benzeri olaylar yaşanmıştı; öyleyse, ileride bir gün yeniden yaşanma olasılığı, her zaman söz konusuydu.

Bilim adamlarının, bir asteroidin gezegenimize çarpıp bizi uzaydan silmesini beklemeye niyetleri yok. 1980 yılından beri, astronomlar olayı uluslararası bir platforma taşımaya çalışıyorlar. Merkezi Roma'da bulunan "Spaceguard Foundation" (Uzay Gözleme Vakfı), dünyadaki tüm gözlemevlerinden gelen verileri inceliyor ve bunların koordinasyonunu gerçekleştiriyor.
Ancak, öncelikle tehlikenin kimden geleceğinin saptanması gerekiyor. Örneğin, gezegenimizin bir başka galaksiyle çarpışma riski var mı? Bu bağlamda, gezegenimize en yakın galaksi olan Andromeda, saatte 400.000 kilometre hızla bize yaklaşıyor. Ancak gezegenimiz içinde bulunduğu Samanyolu'na tam 2 milyon ışık yılı uzaklıkta oldu-ğundan, çarpışmanın gerçekleşmesi için 5 milyar yıl gerekiyor. İkinci olasılık, dünyamızın bir yıldızla çarpışması... Bu da olanaksız. Çünkü yıldızlar, Samanyolu'nu oluşturan büyük dairesel hareket içinde, Güneş ile uyumlu bir şekilde gidip geliyorlar. Sistemimizin diğer gezegenleriyle de çarpışma riski yok. İzledikleri yörüngede birbir-leriyle çarpışmaları söz konusu değil. Uydu kalıntılarına gelince... Bunların, atmosfere bir felakete yol açabilecek ölçüde hızlı girmeleri mümkün değil. Geriye ne kalıyor? Gezegen adını alamayacak kadar küçük kaya parçaları, yani asteroitler ve donmuş toz topları olan kuyrukluyıldızlar... Gezegenler gibi, bunlar da Güneş'in çevresinde dönüyorlar. Genellikle üç ana bölgede yoğunlaşmış durumdalar. Birinci bölge, Mars ile Jüpiter gezegenlerinin arası... Bu bölgede, 1 kilometre çapındaki bir alan içinde bir milyon asteroit bulunduğu tahmin ediliyor. İkinci bölge, Neptün gezegeninin biraz uzağında yer alıyor. Dünya ile Güneş arasındaki mesafenin 30 ile 100 katı uzunluğundaki bir alan... Burada bir trilyon kuyrukluyıldız olduğu sanılıyor. Bu bölgeye "Kuiper Kemeri" adı veriliyor. Son bölge ise, Güneş Sistemi'nin sınırlarındaki Oort Bulutu... Bu, bir çeşit uzay kabuğu ve çapı, Güneş ile Dünya arasındaki mesafenin 40.000 katı...

Dünyayı kurtarma projeleri geliştiriliyor
Bu denli uzakta konumlanan bu cisimler neden Dünya'ya yaklaşıyorlar? Bunun nedeni, uzay mekaniği yasası... Bütün bu cisimlerin Güneş çevresindeki dansı, doğası gereği kaotik bir yapı izliyor. En küçük bir düzensizlik yörüngelerini alt üst ediyor. Örneğin, herhangi bir uydunun olağanüstü bir nedenle asteroidin yakınından geçmesi, onun yörüngeden çıkıp, gezegenimize doğru yönelmesine yetiyor. Bu durumda yapılması gereken, bütün bu cisimlerin yolunun yakından incelenmesi... Ne var ki, Mars gezegenine yakın, bir kilometre çapındaki bir asteroide dünyadan bakmak, yüz kilometre uzaklıktan bir kum tanesine bakmak ile aynı şey... Son iki yüzyılda gerçekleştirilen uzay gözlemlerinin sonunda, günümüzde çapı bir kilometreden büyük 500 cisim saptandı. NASA uzmanları ise, gerçekte bu sayının 1.000 civarında olduğunu söylüyorlar. Ancak, Güney Yarıküre'de asteroit saptayan gözlemevi bulunmadığını vurgulayan Fransız uzaybilimci Alain Maury, sayının 2.000'e kadar çıkabileceğini öne sürüyor. Asteroit saptayan otomatik teleskoplar çok önemli... Çünkü, gözlemlenen cismin boyu ve yoğunluğu çok belirleyici... Bunun için de kimyasal oluşumunun çözümlenmesi gerekiyor. İşleme "spektroskopik gözlem" deniyor. Bu işi de, sadece, tümü Kuzey Yarıküre'de kurulmuş Amerikalılar'a ait gözlemevlerinde bulunan otomatik teleskoplar başarabiliyor. Ancak, çapı bir kilometreden büyük asteroitleri izlemek yeterli mi? Bu kategoriye giren göktaşları, toplam asteroitlerin sadece küçük bir bölümünü oluşturuyor. Bir de orta ve küçük boyutlu asteroitler var. Bunların gözlemlenebilmesi için, mevcutlarından çok daha güçlü teleskoplar gerekiyor. ABD, yakın bir gelecekte dev bir teleskop üreterek, asteroitlerin yüzde 90'ını gözlemlemeyi planlıyor. Ya geri kalan yüzde 10'u... Örneğin, Oort Bulutu'ndan gelen kuyrukluyıldızlar ne olacak? Bunların yüzlerce yıl süren devrim dönemi öylesine uzun ki, güzergâhlarını kesin şekilde belirlemek olanaksız. Dolayısıyla, her zaman bilinmeyen bir tehlike olarak varlıklarını sürdürecekler.

Tehdidin kaynağını saptamak ve izlemek... İyi de, eğer bir asteroit doğrudan dünyaya yönelirse ne yapılacak? Söz konusu asteroidin çapı 300 metreden küçük ise, bu durumda düşeceği bölgedeki halkı başka bir yere nakletmek yeterli oluyor. Buna "edilgen yöntem" adı veriliyor. Asteroidin çapı daha büyükse, darbe daha şiddetli olacağından "etkin yöntem"leri devreye sokmak gerekiyor. Etkin yöntemler arasında ilk akla gelen, o cismi nükleer başlıklarla bombalamak... Ancak, bu yöntemde risk çok büyük. Çünkü, parçalanan asteroidin küçük parçalarının, bu kez radyoaktivite yüklü olarak yeniden dünyaya yönelme olasılığı çok yüksek. Uzmanlar bu yönteme, en son ve en umutsuz durumda başvurulması gerektiğini vurguluyorlar. İşte bu nedenle, füze ile kaydırma, bir başka asteroit aracılığıyla bilardo topu gibi itme, güneş şemsiyesi gibi asteroidi yörüngesinden çıkarma yöntemleri üstünde çalışılıyor. Ancak ,bütün projeler henüz teori aşamasında. Ve elde, nükleer başlıkla imhanın dışında somut bir yöntem bulunmuyor.
Asteroidi yok edemedik ya da yörüngesini değiştiremedik. Bu durumda kaçınılmaz olarak dünyamıza çarpacak ve bir patlama meydana gelecek. Bu patlama, ya sürtünme nedeniyle atmosfere girdiğinde havada ya da şok etkisiyle karada veya su yüzeyinde gerçekleşecek. Böyle bir felaketin sonuçları konusunda henüz kesin yanıtlar yok. Son yıllara kadar bu sorunla sadece fizikçiler ilgilendiler. Olayın biyolojik ve ekolojik yönleri yeterince ele alınmadı. Günümüzde, patlamayla ortaya çıkacak enerji konusunda somut veriler var. Asteroitlerin saatte 50.000-100.000, kuyrukluyıldızların da saatte 150.000 kilometre hızla hareket ettikleri biliniyor. Bu hızla çarpan bir cismin büyük bir enerji yaratması için, çok büyük olması gerekmiyor. Olası riskler tanımlanırken, daha önce dünyamıza düşmüş asteroitlerin etkileri temel alınıyor. Ancak, bu alandaki çalışmalar oldukça verimsiz. Çünkü, bilindiği gibi yeryüzünün dörtte üçünü okyanuslar oluşturuyor. Bu bölgelerde etkinin yoğunluğunu saptamak olanaksız. Karalar üzerindeki kalıntılar ise, aradan geçen binlerce, hatta milyonlarca yılın getirdiği erozyonun izlerini taşıyor. Ama yine de bazı somut rakamlara ulaşılmış durumda: Son olarak Meksika açıklarına düşen, yaklaşık 5 metre çapındaki küçük asteroitlerden, gezegenimize her ay ortalama bir tane düşüyor. Dinozorları ortadan kaldıran büyük asteroitlerden ise, her 100 milyon yılda bir, bir tane düşüyor. Tabii bu bir olasılık hesabı... Böyle büyük bir asteroidin yarın, 21 Eylül 2024 ya da gelecek 100 milyonuncu yılda düşüp düşmeyeceğini kimse bilemez.

Mars ile Jüpiter arasındaki bölgedemilyonlarca asteroit bulunuyor.
Bilim adamları, asteroit felaketiyle başka felaketleri karşılaştırıyorlar. Bunun için de, cismin çarpma olasılığıyla, çarpma sonucu ortaya çıkan kurban sayısı çarpılıyor. Çapı, 1,5 kilometre olan bir asteroidin çarpma olasılığı 500.000 yılda bir. Çarpma sonucu ortaya çıkacak ölü sayısı ise 1,5 milyar. Bu durumda, çapı 1,5 kilometre olan bir asteroidin yaratacağı risk yılda 3.000 ölü. Asteroitlere kuyrukluyıldızları da eklediğimizde, bu risk yılda 4.000 ölüye yükseliyor. Yani, yeryüzünde 20.000 kişiden bir kişi asteroit çarpması sonucu yaşamını yitirme riskiyle karşı karşıya. Amerika'da gerçekleştirilen bir araştırmaya göre, bir Amerikalı'nın elektrik çarpması, cinayete kurban gitmesi ya da otomobil kazasında ölme riski, asteroit çarpması riskinden daha fazla. Buna karşılık, bir Amerikalı'nın hortum, sel gibi doğal afetlerde ya da yılan sokması gibi durumlarda ölme riski, asteroit düşmesinden daha az. İşte bu verilerden hareket eden bazı bilim adamları, asteroit gözlemine harcanacak parayı aşırılık olarak değer-lendiriyorlar. Ama, bir grup bilim adamı bu yaklaşıma karşı... Örnek olarak, ABD'nin, kimyasal atıkların sağlıklı bir biçimde depolanması için yılda 6 milyar dolar harcadığını, ama bu önlemlerin yılda sadece bir kişinin yaşamını kurtardığını söylüyorlar. Oysa, bundan daha az miktarda bir harcamayla uzaydaki tüm asteroit ve kuyrukluyıldız hareketliliğinin izlenebileceğini vurguluyorlar.

Giriş yap
Kullanıcı adı:
Şifre:
Üye olmak için tıklayınız ↓

BİLİM İNSANLARI
Atomik kuvvet mikroskobu Subscribers Only
HI-TECH
Esnek gelecek Subscribers Only
PRİZMA
Formula-1 tekniğine sahip keklikler
SORU-CEVAP
Çürüyen meyve neden kahverengiye dönüşür?
X DOSYALAR
Bütün dosyalar